Muhsin Çelebi, geniş somaki kemerli açık kapıdan serbest adımlarla girdi. Yürüdü. Başı her zamanki gibi yukarıda, göğsü her zamanki gibi ileride idi. Koynundan çıkardığı padişahın namesini öptü. Başına koydu. Garip bir yırtıcı kuş sükûnuyla tüneyen şaha uzattı. Ayağı öpülmeyen şah sinirinden sapsarı kesildi. Gözlerinin beyazları kayboldu. Nameyi aldı.
Muhsin Çelebi tahtın önünden çekilince şöyle bir etrafına baktı. Oturacak bir şey yoktu. Gülümsedi. İçinden: Beni mecburen ayakta, hürmet va ...